Şöyle bir düşünürsünüz görünürde öyle bir problem,bir rahatsız edici olay falan yoktur.Ama yinede dünyanın yükü omuzlarınızda,gereksiz depresyon halleri falan...
O zamanlar ben hep kendimi küçücük şirin bir sahil kasabasında hayal ederim. Böyle ahşaptan bir ev, pencereleri rengarenk çiçeklerle süslenmiş o da yetmemiş mis gibi çam kokuları doluşmuş etrafa,küçük bir ocağım varmış hani,böyle dumanı üzerinde bakır çaydanlığımın fokurdamakta olduğu bir ocak.Sonra birde böyle ak sakalları,pembiş pembiş yanakları olan bir kayıkçı.
Oturmuşum onla hayattan,savurduklarımızdan,gereksiz kırgınlıklarımızdan,kırdıklarımızdan konuşurmuşum.Ben anlatırım o dinlermiş.Konuşmazmış hiç,yorum yapmadan sadece susar dinlermiş.Arada bir kalkar yerinden çaylarımızı doldururmuş.Sanki hiç susmamı istemezmiş gibi. Ben hiç bilmezmişim o kayıkçının derdi var mıdır?Canı yanmış mıdır hiç?Bilmezmişim. Anlatmazmış çünkü.Sadece beni dinlermiş,görev edenmiş gibi sanki kendine.
Sonra birden bir ses duyar,"Ya biliyor musun ne oldu? Ayşe-Ahmet'e seni sevmiyorum artık demiş, Mustafa bana bugün çok çirkin olmuşsun dedi, Arıyorum,arıyorum annemler açmıyorlar telefonlarımı artık beni sevmiyorlar mı ki? ve tarzı serzenişlerle gerçek hayata döner,kaldığım yerden devam ederim.Sizde öyle yapın kaldığınız yerden devam edin,pes etmeyin hep devam edin.
"Mutlu bir hayat yaşıyor olalım ve hep mutlu kalalım" dileğim bundan ibarettir. Kısa,öz;)


