31 Mayıs 2012 Perşembe

ONLAR HEP EKSİK
Onlar eksikler hep(!)
Onların eksikliği doğumlarıyla başlamış. Bizlerin anneleri gibi haftada 2- 3 defa balık, sağlıklı yemekler,sebze meyve agırlıklı ögünler, günlük sütler falan hak getire.Ekmeği bulursa yer,belki yanına bir katık bir şey o da nadir.İşte onlar o annelerin çocukları eksikler onlar.Ta doğumdan,ta ana rahmine düştüklerin günden eksikler.Hep yarım kalmış onlar. İtilmişler,dışlanmışlar çoğu zaman da yok sayılmışlar. 


Onlar belki bizlerden farklılar belki bizlerden eksikler ama bizlerden daha sıcak ve daha samimiler. Eksiklik demişken kast ettiğim uğraşmak zorunda olmadıkları bir ton ayrıntı ve angaryalar, facebookdaki durum güncelleme yorumları,twitterdaki takipçi sayıları,bilmem ne markasının aylardır indirime girmeyen çanta sapının maskotu,Mehmet'in bize ilgi duyuyorken bizim Ali'ye ilgi duymamız,beni kilolu Ayşe'yi avam gösteren o pantolan ve daha adını sayamadığım bir sürü gereksiz iş... Eksiklik mi demiştim? Onlar eksikler ama mutlular.Çünkü kafalarında yormaları gereken abuk ayrıntılardan uzakta yaşıyorlar.Yiyecek bir kaç dilim ekmek ya da ne varsa onu yer,televizyonları varsa belki bir şeyler izlerler.Öyle bizler gibi dolmama kıyma koymuşsun anne ben bunu yemem triplerinden uzaktadırlar. Canı evdeki o envai çeşit yiyeceklerden istemez ise eğer hemen telefona sarılabileceği bir pizzacıları yoktur. Zaten telefonları olsa pizzacıları,yemek şipariş edebilecek kadar paraları olsa telefonları olmaz.



Demem o dur ki  onlar daha sıcak daha samimi daha basit yaşıyorlar.Her şey olması gerektiği gibi acılar derin,mutluluklar dibine kadar. Sevinmek,mutlu olmak için minik bir dokunuş,sıcacık bir öpüş yeter de artar. Hani vardır ya böyle sizi derinden,tertemiz duygularla,tüm çocukluğunuzu tüm ruhunuzu kucaklar gibi öpen,yapabilse böyle ta derinlerinde hani kalbinin içinde sizi saklayacak gibi olanlar varya hani, hani böyle tüm dünyanın bize ait olduğunu hissettirenler var ya işte...Nereden bileceğiz ki biz?

Küçüğüm daha çok küçüğüm,bu yüzden bütün hatalarım...




22 Mayıs 2012 Salı

Kadınlar susarak gider...

Kadınlar susarak gider...





Öylesine bir mektup...Dinlemek için tık tık

Öylesine Bir Mektup

Öyle içimdesin ki. Yanagimda dolasan rüzgardan daha gerçek dokunuslarin. Küçük, ürkek, kesik dokunuslarinla, belki de her zamankinden daha yanimdasin. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasil anlatsam. Bosuna bu çabalarim, dogru kelimeleri aramalarim. Ne kitaplar yaziyor, ne de sözlüklerde karsiligi var. Yalnizca hissediyor insan, yasiyor. Kelimeler eksik, kelimeler yarali. Kelimeler ciliz.
Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu. Ben de. Çok baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar hisseder mi insan? Aydinlik gülümsemelerin içine, hüznü yerlestirir mi durup dururken? Gözlerine bugu,diline sitem, yüregine burukluk, çöreklenir kalir mi asirlarca?
Gelmeyecegini bildigi mektup için, posta kutusunu hep ayni heyecanla açar mi? Dedim ya, baska bir sey bu. Ne kadar yalnizsam, o kadar seninleyim su günlerde. Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulasmasin diye, kimselerin bilmedigi, bulamayacagi yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladim. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalniz, bir tek bana biraktim. Paylasamadim yanlis yaptim. Sana ulasan yollari kaybettim diye bütün bu saskinliklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sagimda, solumda, ne zaman dikildigini bilmedigim duvarlara çarpmam, hiç görmedigim çukurlarla bogusmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurdugu dehlizlerin, acili duvarlari gibiyim.
Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan hiç tükenmeyen sular siziyor. Tutunamiyorum. Renklerim, gün içinde degisiyor. Soluyorum, soguyorum. Günes ulasmiyor içerilerime. Küfleniyorum, yaslaniyorum. Yalnizliklar pesimde. Dokundugum her islak duvardan, pis kokulu bir yalnizlik bulasiyor üstüme. Yapis yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladigim yere ulasamaz oldum. Yollar, gitgide uzadi ve karisti. Ümidimi isitacak, parlatacak, kimildatacak bir seylere ihtiyacim var. Ah onun ne oldugunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her seyin basi içinde ve sonundasin. Bu degismiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklima geldi, tuttum sana bir mektup yazdim dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptigimi, nelere kizip, nelerle mutlu oldugumu, tek tek anlattim. Mevsimlerin ve insanlarin nasil karisik ve beklenmedik olduklarini yazdim.
"Yine zamansiz yagmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayif degildi günes isinlari" dedim, "Gerçekten buradaki sarkilari hiç ögrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Basindan sonuna kadar okudum da.
Neler yazmisim diye merakimdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çikarip, adini yazdim. Büyük harflerle, yalnizca adini. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
Mektup cebimde...
Cebim yüregime yakin...
Yüregim sende...
 Sen yüregime yakin...
Öyleyse mektup sende...